Bölüne Bölüne Ümmetin Birliği Sağlanabilir mi?

İlkelere Dayalı Birleşme İçin Açık Bir Çağrı

Bu noktadan sonra susmak, tarafsızlık değil; sorumluluktan kaçıştır.
Bu yazı, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’nin yöneticilerine, kadrolarına ve tabanlarına yöneltilmiş açık bir çağrıdır.

Bugün yaşanan ayrılık, sıradan bir siyasî tercih olmanın çok ötesindedir. Bu durum, ümmet bilincinin siyasette ne ölçüde karşılık bulduğuna dair ağır bir imtihandır. Sorumlusu kim olursa olsun, artık kişileri ve geçmişi tartışmak yerine birlikte güç olmanın zorunluluğunu ve imkânını konuşmak zorundayız.

Kur’an-ı Kerim bu tür kırılma anlarını açıkça tarif eder:

“Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının.”
(Enfâl, 25)

Ayrılık yalnızca iki partiyi zayıflatmıyor; umut bağlamış kitleleri, adalet arayan mazlumları ve İslâm dünyasının diriliş beklentisini de törpülüyor.

Ayrılık Bir Tercih Değil, Bir Vebaldir

İslâm’da birlik bir temenni değil, emirdir. Ayrılık ise masum bir tercih değil, ahlâkî ve imanî bir hesaptır.

Kur’an bu konuda nettir:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.”
(Âl-i İmrân, 103)

Bu ayet yalnızca bireysel ahlâka değil, toplumsal ve siyasî hayata da hitap eder. Aynı kökten gelen, aynı davayı savunduğunu iddia eden iki yapının ayrı ayrı yol tutması, bu emrin ruhuyla açık bir çelişki taşımaktadır.

Bugün Millî Görüş çizgisinin ikiye bölünmüş hâli, dış baskılarla değil; kendi iç hesaplarımızla ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bu ayrılığın adı çoğulculuk değil, zaaftır.

Saadet Partisi: Haklı Ama Etkisiz Olmak Bir Mazeret Değildir

Saadet Partisi’nin bu süreçte hiçbir siyasî hatası yok mu? Elbette var.

Saadet Partisi uzun süredir “haklı ama etkisiz” bir pozisyona sıkışmış durumdadır. Hakikati savunmak elbette değerlidir; ancak etkili olamamak da bir sorumluluk ihlalidir.

  • Toplumsal dili zayıflamıştır.

  • Genç kuşakla bağ kurmakta gecikmiştir.

  • Büyük muhalefet blokları içinde silikleşmiş, kendi siyasal ağırlığını yeterince hissettirememiştir.

Sonuç olarak Saadet Partisi, doğruyu söyleyen ama yeterince duyulamayan bir parti hâline gelmiştir. Bu durum, haklı olmayı tek başına yeterli sanmanın bedelidir.

Yeniden Refah Partisi: Yüksek Ses, Yüksek Risk

Yeniden Refah Partisi ise Saadet Partisi’nin tam tersine, yüksek sesli ama riskli bir siyaset izlemektedir.

  • İktidara kurulan yakın ilişkiler, Millî Görüş’ün tarihsel eleştirileriyle ciddi bir gerilim üretmiştir.

  • Ahlâk ve adalet söylemi zaman zaman slogana indirgenmiş, derinlikli politika üretimine yeterince dönüşememiştir.

  • Kısa vadeli seçim başarısı, uzun vadeli fikrî tutarlılığın önüne geçmiştir.

Bu tablo, YRP’yi “sistemi eleştiren ama sistemin parçası olan” bir ikilemle karşı karşıya bırakmaktadır.

Kur’an bu tür çelişkileri açıkça uyarır:

“Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?”
(Saff, 2)

İslâmî siyaset, iktidara yakınlıkla değil; hakikate sadakatle ölçülür.

Kazanan Kim?

Bu ayrılıktan kazanan Millî Görüş değildir.

  • Aynı seçmen kitlesi bölünmektedir.

  • Aynı söylem zayıflamaktadır.

  • Ahlâk merkezli siyaset marjinalleşmektedir.

Erbakan Hoca’nın en çok eleştirdiği şeylerden biri “parçalanmış güç”tü. Bugün yaşanan tam olarak budur.

Tarihî Bir Sorumluluk

Millî Görüş, yalnızca bir parti geleneği değil; bir medeniyet iddiasıdır. Bu iddia, kişisel liderlik hesaplarına, kısa vadeli ittifaklara ve oy pazarlıklarına feda edilemez.

Bugün ihtiyaç olan şey:

  • Yeni bir ittifak pazarlığı değil,

  • Yeni bir seçim hesabı değil,

  • Yeni bir lider yarışı hiç değildir.

İhtiyaç olan şey; ilkeler etrafında birleşmiş, ahlâkı iktidar hedefinin önüne koyan sahici bir siyasal duruştur.

Aksi hâlde tarih, bu ayrılığı “stratejik hata” olarak değil; emaneti taşıyamayanların savrulması olarak yazacaktır.

Birleşme Teslimiyet Değil, İrade Beyanıdır

Burada çağrılan birleşme;

  • Bir partinin diğerine katılması değil,

  • Bir liderin diğerine biat etmesi değil,

  • Geçmiş hataların görmezden gelinmesi hiç değildir.

Bu çağrı, ilkelere dayalı yeni bir siyasal ahlâk sözleşmesi çağrısıdır.

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.”
(Mâide, 2)

Birleşmenin Asgarî Şartları

1. İlke Üstünlüğü
Hiçbir isim, koltuk ya da kısa vadeli kazanç;
adil düzen, faizsiz ekonomi ve ahlâk merkezli siyasetin üstünde değildir.

2. İktidara ve Muhalefete Eşit Mesafe
İslâmî siyaset güce tapmaz; gücü denetler.
Yanlışa karşı susmak, kim yaparsa yapsın haramdır.

“Zalimlere meyletmeyin.” (Hûd, 113)

3. D-8 ve İslâm Birliği Merkezli Dış Politika
Bu hareketin hedefi ulusal konfor değil, küresel adalettir.

4. Gençlik ve Liyakat
Dava sloganla değil, ehliyetle taşınır.

5. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik
İslâmî siyaset kutsallık zırhına sığınamaz.

Son Söz: Tarih Beklemez

İslâm dünyası beklemiyor.
Mazlumlar beklemiyor.
Gençlik beklemiyor.

Ve tarih, mazeretleri değil; tercihleri yazar.

Bugün mesele şudur:
Aynı davanın iki ayrı yapısı olarak küçülmek mi,
yoksa bedel ödeyerek birleşip dünyaya söz söylemek mi?

Bu soru ertelenemez.
Çünkü birlik, bu dava için siyasî bir seçenek değil; imanî bir sorumluluktur.

Malcolm X’in dediği gibi:
“Vatanseverlik sizi gerçekleri göremeyecek kadar kör etmemeli.”
Yanlış, yanlıştır; kim yaparsa yapsın.

En kalbî selam ve umut ile…