Erbakan Hoca 11 Eylül'den önce uyarmış

Tercüman yazarı Behiç Kılıç'a konuşan Necmettin Erbakan, İsrail'in Lübnan ve Filistin'de yaptığı katliamlara öfkeli.. Erbakan, 11 Eylül faciasını da 6 gün önceden haber vermiş.

Erbakan Hoca  11 Eylül'den önce uyarmış
Tercüman yazarı Behiç Kılıç'a konuşan Necmettin Erbakan, İsrail'in Lübnan ve Filistin'de yaptığı katliamlara öfkeli.. Erbakan, 11 Eylül faciasını da 6 gün önceden haber vermiş.

Tercüman gazetesi yazarı Behiç Kılıç'ın Necmettin Erbakan ile yaptığı görüşmede neler konuşuldu. İşte Kılıç'ın aktardıkları.

Hoca, Amerikalılar’a, “Dünya barışı size teslim edilemeyecek kadar ciddi bir iştir” diye sesleniyor ve Batı’nın İslamiyet’e saldırı gerekçesi yaratmak için çok tehlikeli ve çılgınca provokasyonları göze alabileceğini ihsas ediyor

O çok iyi bildiğimiz tavrı ile ve tane tane, gene o çok iyi bildiğimiz vurguları ile bastıra bastıra ve de tam bir “Hoca” gibi dedi ki:

“Tespit edilmiş istikbâl çok yakındır...”

Erbakan’ın bu sözlerindeki felsefe, adamlıkla döneklikten tutun, şu sadece seyredebildiğimiz “zalimin zulmü”nün ardındaki sorumsuzluğu da açık seçik ifade etmiyor mu?

Bir insan “Tespit edilmiş istikbâli” yok sayarak insani değerlerini dünya nimetlerine peşkeş çekerse, “zalimin zulmü”nü de acımasızca beslemiş oluyor. Erbakan Hoca’nın sözlerinden bunu anlıyoruz ve devamında şunu duyuyoruz:

“Allah rızası için değil, siyonizm rızası için ortadalar.”

Kimler?

“Hidayeti kararmış ferasetini kaybetmişler...”

Hiç abartmasız anlatıyorum, Erbakan Hoca İsrail’in Filistin ve Lübnan katliamlarının dayanılmaz ağırlığını taşıyor ve “seyredilmesine” de saldıranlar kadar öfke duyuyor. Ve siyaset yapması yasaklanan bu dünya siyasetinin duayeni kişi, kapısına dayanan birçok ulustan diplomata olan biteni anlatırken, bir yandan da “Ben size bu durumlar böyle olacak diye defalarca söylemedim mi” demeye getiriyor.

Söz konusu Sayın Erbakan olunca, elbette ki kaçınılmaz biçimde terazinin öteki kefesinde ilk görünen bugünkü iktidardır. Erbakan’ın “Milli Görüş gömleğini çıkardığını belirten” iktidarın politikalarına, “hoş” bakmadığı biliniyor da, “Ne oldu onlara?” diye bir sorunun Hoca’daki acı tebessümle yayılan ince cevabı şudur:

“Bu çocuklarımız din düşmanı değiller ama...”

Yani “hidayet” ve “sandalye” meselesi...

Dahası, “Tespit edilmiş istikbalin çok yakın olduğu”nu unutup, “ballı dünya hayatının mutlu rehaveti”ni sürdürme çabası...

Ve de Hoca’nın öngörülerini “unutma” meselesi...

Oysa o “öngörüler” çok çarpıcıydı...

Amerikalılar’a

yapacaklarını söyledi

Mesela...

Şimdi yıllar öncesine bir dönelim...

Erbakan Hoca ABD’dedir. Washington’da ünlü George Town Üniversitesi’nde, öğrencilerin yanı sıra politikacı, diplomat ve iş adamlarının bulunduğu seçkin bir topluluğa, Batılılar’a “olanı biteni ve olacakları” anlatıyor.

Şöyle diyor:

“Üzülerek görüyoruz ki;

Bazılarına göre İslam, dünyada terörizmmiş!

Bu kadar gülünç şey olur mu?

Ve İslam potansiyel bir tehlikeymiş!

Ve bundan dolayı insan hakkı herkese verilirmiş amma Müslümanlar’a verilemezmiş!

Çünkü Müslümanlar organize suç işleyecek bir potansiyel tehlike imiş!”

Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ın Amerikalılar’a söylediği sözlerdir bunlar... Belirttiğimiz gibi, yer George Town Üniversitesi... Hoca Amerikalılar’a, “Dünya barışı size teslim edilemeyecek kadar ciddi bir iştir” diye sesleniyor. Konferansı organize edenler arasında, o konuşmanın yapıldığı dönemden bir önceki Başkan Clinton’ın danışmanı Prof. Dr. Esposito da bulunuyor ve Erbakan’ı onaylıyor, Hoca devam ediyor: “Batı’nın İslamiyet’e saldırı gerekçesi yaratmak için, çok tehlikeli, çok çılgınca provokasyonları göze alabileceğini” ihsas ediyor...

Tarih 5 Eylül 2001’dir...

Ve çok geçmiyor

İkiz Kuleler, 11 Eylül’de yerle bir oluyor!

Ve ardından gelenleri Hoca’nın sözleri eşliğinde hatırlayın.

Erbakan’ın “George Town’da başka ne dedi” faslına geçmeden, gene o günlere ilişkin bir başka olayı hatırlayalım. İktidarı elinden alınan Erbakan Hoca bir cuma çıkışında gazetecilere şöyle demişti:

“Şimdi bana bir kitap gönderiyorlar. Bu kitap umut ediyorum ki birçok şeyi aydınlatacaktır. Bu tarikat 100 sene önce kurulmuş. (Yeniden Hıristiyanlık Tarikatı). Tarikat yeniden yapılanmış ve bu süreçte birçok Amerikan siyasisini etkilemiş bir tarikattır. Bu tarikatın kendi söylediklerine göre, 2001-2007 yılları arasında dünya harbi çıkacakmış. Bundan sadece 140 bin kişi kurtulacakmış. Geriye kalan herkes helak olacakmış. Bu bir tarikatın tamamen kendi dogmatik kabullenmesinden ibaret bir şeydir. Birtakım siyasilerin bu gibi dogmatik şeylere inanarak, aklı, mantığı, gerçeği bir yana bırakıp ‘ha, bizim tarikatımız böyle bir şey söylüyor. Öyleyse bu harbi çıkaralım’ diyecek olursa, bu çok yanlış bir davranış olur. Bütün insanlığın hataların önlenmesi için elbirliği yapması gerekir. Birtakım siyasiler, bir tarikatın kitaplarından etkilenerek bütün dünyayı buna göre şekillendirmeye kalkıyor. Bu çok yanlış bir şey.”

Erbakan Hoca aynen böyle söylemişti. Yıl 2001 idi...

O demeç o günlerde üst katmanlarda şöyle yorumlanmıştı:

“Erbakan’ın bu değerlendirmesi Başkent’te ciddiye alınmadığı gibi ‘T. C. Başbakanı’ sıfatını kazanan birisinin bu iddiaları ortaya atmasının sakıncalarının da altı çizildi. Ve şimdi Ankara kulislerinde, ‘İyi ki Hoca Başbakanlık koltuğunda değil. ABD ile birlikte terör operasyonlarına destek verelim derken iyice işler karışırdı...’ esprileri yapılıyor.”

Bugün yaşananlara bakınız, espri mi?

Başlarken...

PROFESÖR Doktor Sayın Necmettin Erbakan’dan on yıl önce dinlediğimiz öngörülerin tek tek gerçekleştiğini görüyorum. Muhterem eşi Nermin Erbakan Hanımefendi’nin vefatından sonra kendilerine bizzat başsağlığı dileme fırsatı bulamamıştım. Geçtiğimiz pazar günü bu fırsat gerçekleşti. İlginç bir rastlantı sonunda... Hafta ortasında İstanbul trafiğinde yol alıyorduk. Sürücü arkadaşım aynı zamanda bir emekli... Sıkışık trafikte sorunlarını anlatırken, “Allah, Erbakan’dan razı olsun şu parayı da onun sayesinde aldık” diye mırıldanıyordu. O sırada elimde telefon, ben de rehberden bir numarayı arıyordum. Bu sözleri işittiğimde Sayın Ertan Yülek’in numarası ekranda belirdi. Ben de çağrışımlarla, sesini de duymak için Ertan Bey’i aradım bu arada, sürücü arkadaşın sözlerini aktardım, Hoca’ya iletmesini rica ettim. Sayın Yülek bana, “Kendin söyle pazara İstanbul’da olacak” dedi. Uzatmayalım buluştuk. Ben başsağlığı diledim. Sayın Erbakan da Tercüman’da yazacağımı öğrenince hayırlı olsun dedi. Tabii engin haznesinden bilgi ve yorumlar da yayılmaya başladı. “Aman efendim müsaade edin yazayım” dedim. “Olmaz” dedi ve sohbete devam etti. Söyledikleri o kadar önemliydi ki, yazamayacaksam bile unutmamalıydım. Yalvar yakar not alabilme izni kopardım. Önümdeki not defterine kelimeler düştükçe, Erbakan Hoca’nın daha önce “olacak” dediklerinin, bugün acı biçimde nasıl “olduğu” da görülüyordu. Hem Ortadoğu’da, hem de ülkemizde... Kendilerinden ayrılırken Sayın Erbakan’dan geçmişten bugüne değerlendirmelerini, kendi haznemdeki bilgileri yansıtabilme için “bir kısmî izin” alabildiğim kanaatindeyim. Bu sohbet Sayın Erbakan’ın ülke için duyduğu hassasiyetler ve öngörülerini yansıttığı için, milli hassasiyetleri gözeten kamuoyunun ilgi haznesinde bulunmasında yarar vardır.

İslam âlemine ‘birleşelim’ ve D-8 mesajı

Erbakan, 2001 yılında katıldığı bir toplantıda Müslüman ülkelere şöyle sesleniyor: Müslüman ülkelerin ekonomik kalkınması bakımından yapılacak çok mühim çalışmalar var. Bu görevleri yürütmekte olan arkadaşlarımız mücahittir

DOKTOR Necmettin Erbakan 2001 yılında, Amerika’da çok önem verdiği bir toplantıya katıldı. New York’taki toplantıyı ABD Müslüman topluluğu organize etti .Toplantıya dünyanın dört tarafından temsilciler katıldı. Erbakan o toplantıyı, “Tıpkı Armstrong’un Ay’da söylediği gibi, bu küçük adım insanlık için çok büyüktü” diye tanımlıyor. Hoca, o toplantıda şeref konuğu olarak İslam âlemine şu mesajları verdi:

“Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum, sevgiyle kucaklıyorum.

İslam akımının karşılaştığı bütün güçlüklerden kurtulmak, mali imkânları artırmak, bunlara sahip olmakla ancak mümkündür. Bu sebepten dolayı dava çalışmaları arasında mali konulara özel bir önem vermek zorunluluktur.

Takdir-i İlahi, bizler önce İTÜ’de okuduk. 1978 yılında mezun olduktan sonra bu üniversitede doktora yaptık. 1951-1954 yılları arasında Almanya’dan doktora aldık. Eski Alman Bakanı Erhard ile ekonomik çalışma raporları hazırladık, sonra yine Almanya’da bu sürede NATO’ya ait daha o zaman başlamış olan motor gelişimi çalışmalarında baş mühendis olarak çalıştık.

Buradan döndükten sonra Türkiye’de ilk motor fabrikasını kurduk ve onun arkasından 1965-1969 Türkiye Ticaret Odaları ve Sanayii Genel Sekreteri ve Genel Başkanı olduk. 4 yıla yakın bir çalışma yaptık.

Daha sonra siyasi çalışmalara başladık. Başbakan olarak diğer konularla beraber yine ekonomik konular üzerinde çalışmalarımız oldu. Böylece 40 yıllık bir dönemimiz esnasında her zaman ekonomi ile iç içe olduk.. 56 tane Müslüman ülke de insanlar maalesef, ekonomik bakımdan bu derece geri kalmış olmasına ilaveten, bir de Müslüman ticari bilançolar irdelendiği zaman görülüyor ki, bunlar ticaretlerinin bir kısmını gayrimüslüm ülkeler ile yapmaktalar. Müslüman ülkelerin arasındaki ticaret kendi ticaret hacimlerinin içersinde çok küçük bir yüzde tutmaktadır. Ortalama olarak ticaretlerinin ancak 10’da birini diğer Müslüman ülkeler ile yapıyorlar. Bu sebeplerden dolayıdır ki; Müslüman ülkelerin genel ticari kalkınmalarını, ekonomik kalkınmalarına baktırmaları mecburiyeti yanında, kendi aralarındaki münasebetlerini geliştirmek mecburiyeti vardır.

Biz 1974-1978 yılları arasında hükümete geldiğimiz zaman, Türkiye’de, hemen kardeşi, komşusu Irak arasında bir senelik ticaret hacmi toplam 200 milyon dolardı. Ekonomik kurul olarak o zaman biz karar aldık. Bunu hemen önümüzdeki yıl 1 milyar dolara kadar çıkarttık. 5-6 sene sonra ise ticaret hacmini 2 milyar dolara çıkarttık. 200 milyon dolardan, 2.5 milyar dolara 5-6 sene içersinde çıkarmış olmak, Müslüman ülkeler arasındaki ticaretin ne büyük bir potansiyel olduğunu gösteren en açık delillerden birisidir.

Yine hepinizin bildiği gibi, 1996-1997 yılları arasında, nüfusu 60 milyondan büyük 54 Müslüman ülkeyi bir araya getirmek sureti ile, 15 Haziran 1997’de Gelişmekte Olan Ülkeler İşbirliği Teşkilatı D8’i kurduk. Gelişmiş ülkelerin D7 teşkilatına paralel bir teşkilatın, gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini kalkındırmalarını bilhassa yapmak üzere, bu hamlemiz esnasında gördük ki; Müslüman ülkeler arasındaki ticareti geliştirmek bakımından sonsuz imkanlar var. 1990 yılından itibaren 25 yıllık bir zaman esnasında bütün dünyadaki üretim, ticaret ve banka fonksiyonlarının yüzde 60’ı Asya’ya kayacaktır. Amerika, Avrupa yavaş yavaş bugünkü üstünlüklerini kaybedeceklerdir. Bunu şunun için söylüyorum. D8’lerin kurulması, Endonezya’daki Mecamb’daki küçük bir balıkçı kasabasını, milli gelirin fert başına geliri 40.000 doları aşacak şekilde, 10 yılda en ileri teknolojinin bir mamur şehri haline getirmiştir. Bunları şunun için söylüyorum; çalışıldığı zaman başarılabilecek, yapılabilecek. Sorunsuz 8 tane ülkenin nüfusu 800 milyondur. 8 tane Müslüman ülke bunlardan sadece zirai ilaçlamayı yapmak için kullandıkları ilaçlama uçakları fiyatı yılda 1 milyar dolar tutuyor. Biz Türkiye olarak 1 yılda emanet olarak gelişmiş ülkelerin ve bütün bu ülkelerin hepsinin istifadesine sunulacak noktaya getirdik. Yine bir misal söyleyeyim, bugün Japon otomobillerinin yüzde 80’inin parçaları Malezya ve Endonezya’da imal ediliyor. Japonya da bunların montajını yapıyor. Aynı şekilde biz de Türkiye’de Batı otomobillerinin markalarının yüzde 80’ini üretiyoruz. Şimdi bu Müslüman ülkeler ürettikleri parçaları Batı’ya verip, büyük kar farkı verip, Batı’dan alacaklarına kendi kullanacakları standardı taşıyıp bunları üretseler ve 800 milyon, sadece 8 tane ülke bu otomobilleri kendi ürettikleri fabrikalardan karşılasalar, bu korkunç milyarlar önlenir.

Bu paralar mutlaka Batı ülkelerinden önce Amerika’ya gelecek, Amerika’dan Suudi Arabistan’a gidecek, bu esnada da birçok komisyonlar ödenecek. En basit alt yapılarımız bile kurulmamıştır.

Sadece aramızdaki ticari potansiyeli geliştirmek değil, ticaret için çok lüzumlu olan alt yapıları geliştirmek bakımından da, yapılması lazım gelen sonsuz görevimiz vardır. Bütün bunları yapmak da görevli olan İslam Konferansı ve Müslüman topluluklara ait sivil kuruluşlara kalmakta, İSNA ve her Müslüman ülkelerdeki buna paralel kuruluşlara bu sebepten dolayı büyük hizmet düşmektedir. Mesela bizim Türkiye’de MÜSİAD ve ASCOM gibi İslam ekonomik formuna paralel kuruluşlarımız var. Bu kuruluşlarımız kendi aralarında koordinasyon yaparak, bu meseleleri çözmek hususunda büyük görevle karşı karşıya kalmaktadır.

Sizin bu önemli toplantınıza katıldığımdan dolayı son derece bahtiyarım. Sırf şu 3 tane cümleyi söylemek için Müslüman ülkelerin ekonomik kalkınması bakımından yapılacak çok mühim çalışmalar var. Bu çalışmalarda İslam’ın ekonomik formlarına büyük görevler düşüyor, bu görevleri yürütmekte olan arkadaşlarımız mücahittir, lütfen planlı programlı ve ciddi yürütsünler.

Çünkü bunlara İslam alemi olarak şiddetle ihtiyacımız vardır. Batılılar ellerine aldıkları konuları ciddi olarak yürütüyorlar. Mesela petrol fiyatları artınca bir emekçi komisyonu kurdular ve petrolün fiyatını varil başına 46 dolardan 6 dolara indirdiler ve meselelerini çözdüler. Afrika’da bir kobalt madeni bulmuşlar ve bunun kıymet derecesi çok düşüktü. Bu madeni kullanabilmek için hatta bakteri keşfettiler, toprağı yiyen, gene ille o madeni ucuza işleme fırsatı buldular. Bu azimle, bu kıymetle Müslüman ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesi, demin söylediğim sebeplerden, noksanların tamamlanması için çalışmak mecburiyetindeyiz. Yoksa her sene toplantı yaparsak, hep sıfırdan başlarsak, planlı, programlı çalışmazsak, bu meseleleri çözmek mümkün olmaz. Mesuliyetimiz büyüktür. Bu çalışmayı çok gayretle, önemle yürütmemiz lazım gelir.

Kardeşlerime başarılar diliyorum.“



Tercüman

SİVİL HABER

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner309

banner225

banner209