ANAYASA REFERANDUMU SÜRECİNDE MISIR

Anayasa Referandumu Sürecinde Mısır' raporumuz UHİM Başkanı Ayhan KÜÇÜK ve Yönetim Kurulu Üyemiz Yusuf Şahin tarafından Tarihi Üsküdar Balaban Tekkesi'nde yapılan basın toplantısı ile kamuoyuna sunuldu

ANAYASA REFERANDUMU SÜRECİNDE MISIR
 ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan sürecin kuşkusuz en önemli durağı Mısır... Gerek tarihi, gerek Arap ve İslam dünyası üzerindeki etkileri, gerek jeopolitik ve jeostratejik önemi bakımından Mısır, sadece bölgesel değil küresel ölçekte büyük önem taşıyor.
Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından yapılan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri Mısır için demokratik ortamda yapılan ilk seçimler olma özelliği taşıyordu. Ancak uzun yıllar devam eden diktatörlük kadroları, yönetimi Mısır halkının tercihleri doğrultusunda işbaşına gelen Mursi’ye ve meclise bırakmak istemedi. Böylece Mısır, tehlikelerle dolu bir yola girmiş oldu. Hem statükocu yapılarla yeni kadroları, hem de Mısır halkını karşı karşıya getiren bu sürecin nelere gebe olduğu, Mısır’daki bu istikrarsız ortamın daha ne kadar devam edeceği bilinmiyor. Bu durum ‘Arap Baharı’nı sorgulayıcı bir gözle ele alan yaklaşımı daha dikkate değer kılıyor.


Mısır’da yeni cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, halkın talepleri doğrultusunda hareket ettiğine dair ikna edici sebepler taşıyorsa da, kimi karar ve uygulamalarıyla, muhalifleri tarafından yeni bir diktatör adayı olarak görülmekten kurtulamıyor. Yıllardır Mısır halkının kaynaklarını sömüren statüko ile mücadelenin gerekliliği açık olmakla birlikte, bu süreçte Mursi ve onun temsil ettiği Müslüman Kardeşler’in kriz yönetimi konusundaki başarısı soru işaretleri taşıyor. Zira, bu süreçte atılacak adımların ve alınacak kararların, zaten uzun yıllardır bedel ödeyen Mısır halkına yeni bedeller ödetmemesi gerekiyor.


‘Arap Baharı’ sürecinde meydanlarda toplanarak Hüsnü Mübarek’in yönetimi bırakması için gösteriler yapan farklı kesimlerin bir kısmı, bugün Mursi’ye karşı da benzer bir tavır sergiliyor. Mursi’yi protesto eden çevreler, ‘yeni bir diktatörün doğduğunu’ iddia ediyorlar. Ancak öte yandan seçmenin demokratik tercihleri karşısında sözkonusu çevreler halkın cahil olduğunu, Mısır için neyin iyi olacağına halkın karar veremeyeceğini dile getiriyorlar. Heyetimizin Tahrir Meydanı’nda gerçekleştirdiği görüşmelerde, halkın büyük çoğunluğunun parmak basarak oy kullandığı, İhvan-ı Müslimin’in halka para vererek ve dini duyguları istismar ederek oylarını arttırdığı gibi iddialar ortaya atıldı. Bu yaklaşım biçimi, Türkiye’de de halkın demokratik tercihlerini kabullenemeyen statükocu zihniyetin bakış açısıyla benzerlik arzediyor.
Mısır’da yaşanan sürecin bir diğer ayağında ise statükoyu temsil eden ordu ve yargı erkleri bulunuyor. Yarım yüzyıldan uzun bir süre askerî diktatörlüklerle yönetilen Mısır’da ordu, ülkede oldukça baskın bir etki gücüne sahip bulunuyor. Dikta yönetimi boyunca nüfuzunu giderek arttıran ordu; sosyal, siyasal ve ekonomik alandaki ayrıcalıklarından vazgeçmek istemiyor. Uzun yıllardır hukuk dışı yetkiler ve ayrıcalıklarla donatılan yargı erki de, bugün hem elinde bulundurduğu bu ayrıcalıklardan vazgeçmek istemiyor, hem de sahip olduğu hukukdışı yetkileri kullanarak halkın demokratik tercihleri doğrultusunda oluşan tabloya müdahale ediyor. Bu çerçevede seçimi geçersiz saymaktan parlamentoyu feshetmeye, yeni anayasa hazırlama çalışmalarını baltalamaktan referandum sürecini boykot etmeye kadar pek çok yola başvuran yargı mercilerinin, önümüzdeki süreçte de benzer uygulamalar gerçekleştirmesi muhtemel görünüyor.
Mısır’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bundan 15 yıl önce 28 Şubat sürecinde yaşadıklarıyla önemli benzerlikler taşıyor. 28 Şubat Postmodern Darbe sürecinin bürokratik uygulamalarıyla, bugün Mısır’daki statükocu uygulamalar arasında bağlantılar kurulabilir. Öte yandan anayasa referandumu sürecinde Mısır’da yeni anayasa taraftarları ile muhalifleri arasında yaşananların da Türkiye’nin 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi yaşadığı süreçle benzerlikler taşıdığı söylenebilir.
Referandum sürecinde Batı’nın yaklaşımı da ülkedeki demokratikleşme sürecini krize dönüştürme amacı güdüyor. Avrupa Birliği’nin, Mısır’daki referandumun şaibeli olduğu ve anayasa maddelerini demokratik bulmadığı gerekçesiyle temsilci göndermemesi, ABD yetkililerinin Mısır’da yaşanan süreçten kaygı duydukları yönündeki açıklamaları ve uluslararası kredi derecelendirme kuruşu S&P’nin ‘son gelişmelerin ülkenin kurumsal çerçevesini zayıflattığını’ iddia ederek Mısır’ın kredi notunu düşürmesi, Batı’nın Mısır’da yeni sürece çeşitli vesilelerle müdahale edeceğini ortaya koyuyor. 


 Mısır’da yaşanan bu sürece dair gözlemlerimiz ve gerek Türkiye’de, gerek Mısır’da yaptığımız değerlendirmeler sonucunda oluşan kanaatlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:


- Muhammed Mursi’nin öncelikli hedefi, Mısır’da halkın ekonomik beklentilerine cevap vermek ve iktisadî gelişimi sağlamak olmalıdır. Muhammed Mursi, sahip olduğu seçmen desteğini bir dayatma aracı olarak kullanmamalı, yeni anayasa gibi ülke geleceği açısından hayati öneme sahip konularda müzakere ve diyalogdan vazgeçmemelidir.


- Mısır’daki yeni yönetim cemaat mantığıyla değil devlet kurumsallığıyla hareket etmeli, ülkedeki tüm unsurları kucaklayıcı ve kuşatıcı bir yaklaşım biçimini benimsemelidir. Devleti ve devlet yönetimini ilgilendiren konularda Müslüman Kardeşler yöneticileri değil devlet yöneticileri açıklama yapmalıdır.


- Mısır’da üst yapıda kişiler düzeyinde değişiklik olsa da, bürokratik askerî oligarşi varlığını devam ettirmektedir. Yeni yönetim bu oligarşik yapı ile mücadelesini toplumun bütün kesimlerini yanına alarak ve süreç içerisine yayarak yürütmelidir.


- Mısır’daki yeni yönetim yıllardır zulüm gördüğü iç dinamiklerle ve rejimle hesaplaşmak yerine, dikkatlerini uzun yıllardır Mısır’ı baskı altına alan küresel sisteme yöneltmelidir.
- Süveyş Kanalı ve Nil Nehri gibi stratejik öneme sahip konular, sahip olduğu jeopolitik konum ve İsrail’in güvenliği sebebiyle Mısır’ın küresel sistem tarafından rahatsız edileceği, dikkate alınmalıdır.


- ABD ve Avrupa’nın referandum sürecindeki açıklamalarından hareketle, Mısır’ın önümüzdeki süreçte küresel sistemin antidemokratik ve baskıcı müdahalelerine maruz kalacağı rahatlıkla söylenebilir.


- Muhalif unsurlar, taleplerini açık ve net bir şekilde dile getirmeli, anayasa sürecine hukukçular tarafından hazırlanmış yazılı metinlerle katkı sunmalıdır. Muhalif unsurlar, kin, nefret ve aşağılama içeren söylemlerinden ve şiddet eylemlerinden vazgeçmelidir. Muhaliflerin antidemokratik olarak değerlendirdiği uygulamalar karşısındaki tutumu, kamu binalarına, güvenlik güçlerine ve karşıt görüşe sahip insanlara karşı şiddet içeren eylemlerde bulunmak olmamalıdır. Benzer şekilde demokrasi mücadelesi verdiği iddiasındaki muhalefet, mevcut yönetime karşı ordudan yardım istemek gibi statükocu bir yaklaşımla hareket etmemelidir.


- Mısır’da her kesim diyalog ve müzakereye açık olmalı, halkın ve ülkenin çıkarları esas tutulmalıdır. Her ne kadar referandum süreci yeni yönetimin istediği şekilde sonuçlanmış olsa da, referanduma katılımın %33 düzeyinde kalması önemsenmelidir. Bu oran, Mursi yönetimince dikkate alınmalı ve daha güçlü bir toplumsal mutabakatın tesis edilebilmesi için müzakere ve diyalog yolları açık tutulmalıdır.


Raporumuz, Mısır’da yaşananları doğru anlamayı ve sürece dair çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlıyor. ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan sürece ülkemizde verilen siyasi ve toplumsal desteğin kalıcı ve anlamlı olabilmesi için, gerek Mısır, gerek bölgedeki diğer ülkelerde yeni oluşan siyasi yapılanmaları, öneri ve tecrübelerimizle desteklemeliyiz. Başından beri bölge ile ilgili çalışmalarını süreci sağlıklı anlama çabasıyla sürdüren UHİM, bundan sonra da Mısır’ın önümüzdeki dönemde vereceği sınavlara olumlu katkı sağlayacak bir anlayışla çalışmalarına devam edecektir. Dileğimiz; toplumun, sivil yapılanmaların ve siyasî mercilerin de ‘Arap Baharı’yla köklü bir değişim sürecine giren Mısır ve bölge ülkeleriyle bu anlayışla ilgilenmeye devam etmesidir.

SİVİL HABER

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner309

banner225

banner209