Sivil Haber

İstanbul'dan bağırmak kolay, Kobani'ye gidin

SİYASET

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında konuştu.

 İşte Bahçeli'nin konuşmasından satır başları:

ŞİDDETTEN YAKINANLAR ŞİDDETTE SINIR TANIMAMIŞTIR

- Kalplerinde insan sevgisi olmayan barbarlar, Kobani'deki IŞİD terörüne, IŞİD zulmüne sözüm ona tepki amacıyla sokaklara yığılmıştır. IŞİD protesto edilirken terör yöntemleri kullanılmıştır. Lafın gelişi IŞİD terörizmi reddedilirken aynı terör yöntemleri vatanımızda kullanılmıştır. Zulümden şikayet edenler, zulüm yapmıştır. Şiddetten yakınanlar şiddette sınır tanımamıştır. Kobani için ağlayanlar, Türkiye'ye kast etmiş, Türkiye'ye ölüm saçmıştır. Çünkü bunların asıl meseleleri Kobani değildir. Çünkü bunların asıl gayesi Kobani'nin düşmesi de değildir. Bu ahlaksızların maksadı Türkiye'nin düşürülmesi, Türk milletinin şiddet aracılığıyla rehin alınması, bölünmeye ve Kürdistan'a razı edilmesidir.

KAN SADECE KOBANİ'DE AKMADI

Türkiye'nin, IŞİD'e karşı PKK-PYD'nin hesabına savaşmasını dillendirenlerin ya şuurları kapalı, ya zihinleri bulanık ya da milli hafızaları tamamen siliktir. Bize göre, Mehmetçiğe kurşun sıkanların, Kobani için merhamet dilenciliğine, vicdan seferine çıkması yüzsüzlüğün doruğudur. Kan sadece Kobani'de akmadı. Ölümler sadece Kobani'de yaşanmadı. İşgal ve vahşet bir tek Kobani'de görülmedi. Kerkük'te, Musul'da, Tuzhurmatu'da, Telafer'de, Suriye'nin muhtelif kentlerinde nehir gibi akan Türkmen kanına sırt dönenlerin, Arap katliamına yüz çevirenlerin sırf Kobani için ayağa kalkması tarifi olmayan rezilliktir.

- Türkiye’nin iç huzurunu çekemeyen, iç barış ortamını hazmedemeyen odaklar Kobani bahanesiyle sokaklara dökülmüştür. Mübarek kurban bayramını idrak ettiğimiz 6 ekim akşamı PKK şubesi HDP yandaşlarını sokağa alan tutmaya harekete geçmeye çağırarak olayların fitilini ateşlemiştir.

YUNAN İŞGAL KUVVETLERİNDEN NE FARKLARI VAR

- PKK ile arasına mesafe koymayan milli ve üniter devletimizi yıkmaz, vatanımızda kaos çıkarmak için fitne yayanlara hukuku öğretmek kaçınılmazdır. Kobani düşerse Ankara düşer diyenlerin Yunan işgal kuvvetlerinden ne farkı vardır?

- PKK’lılar kobani bahanesiyle 37 ilimizde 1419 olay çıkarmıştır. 212 okul binası, 67 emniyet binası, 25 kaymakamlık binası, 29 parti binası kundaklanmıştır. Şu caniliğe barbarlığa bakın ki çocuk yuvaları bile saldırıya uğramıştır. Hırsız ve hainler haramla kursaklarını doldurmuştur.

- Türk bayrağı Atatürk büst ve heykelleri peş peşe ateşe verilmiştir. MHP olarak milletin kutsal miras ve kazanımlarına saldıranlara şiddetle kınıyor lanetliyoruz. HDP başkanının batıdan doğuya destek gelmesin diye söylediklerini bir bölücünün kurnazca dile getirdiği sızlanma olarak görüyorum.

ERDOĞAN PIŞPIŞLARKEN, BU ŞEREFSİZLER MEYDANI BOŞ BULDU

- Erdoğan bunları pışpışlarken varlığımıza diş bileyen şerefsizler meydanı boş bulmuştur. Cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde al bayrağımız bu kadar düşmanlık görmemiştir. Türk milleti bunu hak etmemektedir. Bayrak namustur bayrak şereftir.

- Neymiş Mehmetçik PKK PYD hesabına kobani’ye girmeli IŞİD terörüyle mücadele etmeliymiş. CHP birden bire Kobani için yeni bir tezkereden bahsetmeye başlamıştır.

İSTANBUL'DAN BAĞIRMAK KOLAY!

- Türkiye'de terör estirenlere ve bunları destekleyen odaklara sesleniyorum; kendinize güveniyorsanız, sıkıysa, yüreğiniz yetiyorsa IŞİD'in karşısına çıkında görelim. İstanbul'da bağırmak kolaydır, Diyarbakır'da masumlara korku salmak maliyetsizdir, sözde çözüm sürecinin puslu ortamında 'her yer Kobani, her yer direniş' demek basittir. Bingöl'de polise pusu kurduran, kurulmasına seyirci kalan, emzikli bebekleri kurşuna dizen, dağlarda fitne kazanı kaynatan, sokakları savaş alanına çeviren hainler, insanlık düşmanları size söylüyorum; Kobani'de IŞİD terörü sizi bekliyor, ne duruyorsunuz, ne korkuyorsunuz? IŞİD Kobani'de vuruyor, siz Türkiye'den selamlıyorsunuz. IŞİD Kobani'de eziyor, biçiyor, doğruyor, siz Türkiye'den ortak oluyorsunuz. Bu itibarla Kobani için koridor açılması, silah yardımı yapılması, buna sıcak bakılması vatana ihanet olacaktır.

MADEM SİVİLLER TÜRKİYE'YE YERLEŞTİ, YARDIMLAR KİMLERE GİTTİ?

- AKP’nin yeni sözcüğü 10 Ekim’de Kobani’de sadece PYD kaldığını ilan etmiştir. Madem sivil halk Türkiye’ye sığınmıştır o zaman bu giden yardımlar kimlere ulaştırmıştır? Bazı medya organlarında, Irak'ın kuzeyindeki peşmerge yönetiminin Kobani'deki PYD-YPG militanlarına silah ve cephane yardımı yaptığı belirtilmiştir. Bu silah ve mühimmat Kobani'ye nasıl ve hangi kanaldan ulaşmıştır? Coğrafi şartlardan dolayı bölgeye peşmergelerini gönderemediğini açıklayan Barzani yönetimi, silahları nereden temin etmiş, kim ya da kimler vasıtasıyla Kobani'ye ulaştırmıştır? Başbakan Davutoğlu bu muammayı açıklığa kavuşturmalıdır.

SALİH MÜSLİM'İN TÜRKİYE'YE YAPTIĞI ZİYARET

Hükümet'in müzakere üzerine temellendirdiği gayri milli siyaseti kesinlikle güven vermemektedir. Çözüm sürecini kurban vermeyiz diyen Hükümet çevreleri Türkiye'yi kurban etmektedir. Tekraren söylemek istiyorum ki, PYD'nin elebaşısı Salih Müslim, 4 Ekim'de Türkiye'ye apar topar gelmiştir. Bu kapsamda, Başbakan Davutoğlu, Malatya dönüşü uçakta yaptığı açıklamalarda kafasının ne kadar karışık, zihniyetinin ne kadar hasarlı olduğunu ispatlamıştır. Davutoğlu diyor ki, "Salih Müslim'i Türkiye'ye getiriyoruz. Arka arkaya jestler yapıyoruz. Bir anlamda, 'meşru görüyorum seni' diyoruz. Davutoğlu ve Hükümeti'nin PKK'ya yaptığı jestleri biliyorduk da PYD'ye tavizler verdiğini, ikramlar yaptığını ilk elden böylece öğrenmiş bulunuyoruz. Türkiye'ye silah çekmiş, Türk milletine düşmanlık yapmış ve TSK'nın da terörist dediği bir örgütü meşru görmek AKP'nin bölücü fıtratına göre normaldir. Normal olmayan Başbakan Davutoğlu'nun bu kadar pervasızlığıdır. Fotokopi Başbakan'ın ağzından çıkanı kulağı duymuş mudur? Davutoğlu PYD terör örgütünü ne hakla, hangi yetkiyle meşru görmektedir? PYD'yi meşru görmek, PKK'yı meşrulaştırmak demektir. PYD'yi meşru görmek şehide, şühedaya küfür etmektir. Ne acıdır ki, Hükümet'te milli gururun kırıntısı bile kalmamıştır.

IŞİD-PKK-PYD'NİN İKİNCİ PLANA İNDİĞİNİ FARK ETMİYOR MUSUNUZ? ONUN DERDİ ESED

AKP'nin kafasında IŞİD veya PKK-PYD terörü yoktur. Hükümet tüm mesaisini, tüm enerjisini, tüm dikkatini Esad'a çevirmiş durumdadır. Başbakan, IŞİD'i doğuran ana sebebin Şam yönetimi olduğunu iddia ederek bölge dinamiklerini tersten okuyan tarihi nitelikli yanlış bir yoruma imza atmıştır. Şimdi gündemi, ne idüğü belirsiz Suriyeli ılımlı muhalefetin eğitilmesi konusu almıştır. Ülkemiz terör örgütleri tarafından kuşatılmışken, Erdoğan ve Davutoğlu'nun Şam yönetimini devirme hesabı yapması, bu kapsamda ABD'yi zorlama çabaları milli hedef ve ilkelerimizle asla bağdaşmamaktadır. Erdoğan'ın 7 Ekim'de Gaziantep'te, Suriye muhalefetini eğit-donat planına yeşil ışık yakması yeni bir durumu karşımıza çıkarmıştır. Peki Hükümet, Suriye yönetimi tarafından terörist diye suçlanan grupları Türkiye'de nasıl eğitecektir? Elinde silah tutanların neresi ılımlı, neresi soğuk nasıl bilinecektir? Sayın Başbakan neyi eğitiyor, neyi donatıyorsunuz? ABD'nin tuzağına düştüğünüzü görmüyor musunuz? IŞİD-PKK-PYD'nin ikinci plana indiğini fark etmiyor musunuz?

GÖZLER, İMRALI'YA KİLİTLENMİŞ

- İhanet serüveni bitmiş PKK, AKP’den alacağını tahsil etmiştir. Şu an gözler İmralı Canisi'nin yarın yapacağı açıklamaya kilitlenmiştir. Diyebiliriz ki isyan provalarının görünürdeki sorumlusu HDP ise arka plandaki gerçek suçlusu ihanete çanak tutan AKP’dir. Erdoğan ve Davutoğlu’nun Esad takıntısı terör örgütleriyle düşüp kalkması Türkiye’yi sorunlu bir sürece mahkum etmiştir.

CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN'DAN ROL KAPIYOR

- Recep Tayyip Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz derken ne kadar haklı olduğumuz teyit edilmiştir. Evet Erdoğan hukuken bunu taşıyabilir. Fakat ahlaken ve vicdanen cumhurbaşkanı olamayacak kadar yanlış birisi olduğunu tarih elbette yazacaktır. Cumhurbaşkanı başbakandan rol kapmak için yarışmaktadır.

CUMHURBAŞKANI SİYASİ PARTİLERLE KAVGA EDEMEZ

Erdoğan, TBMM gündemini belirlemekte, ele alınacak kanun tasarı veya tekliflerini önceden kamuoyuna bildirmektedir. İç güvenlik alanında yapılması düşünülen, ne getirip ne götüreceği Meclis'e gelince belli olacak gündemdeki yasal hazırlığı Hükümet'ten önce Erdoğan duyurmuştur. Erdoğan kendisini ne zannetmektedir? Ve Erdoğan Cumhurbaşkanı mıdır, Başbakan mıdır, parti genel başkanı mıdır? Devlet geleneğimizde böylesi bir sorumsuzluk, böylesi bir yetki gaspı, böylesi bir hukuk ve teamül tanımazlık vaki değildir. Türk milleti, 10 Ağustos'ta tiran mı, yoksa Cumhurbaşkanı mı seçmiştir? Recep Tayyip Erdoğan sınırını bilmeli, makamının saygınlığını ve polemikler üstü konumunu vakarla taşımalıdır. Anayasal çerçevede kaldığı müddetçe kendisi Cumhurbaşkanı olarak saygı görecektir. Yok kalmazsa ve siyaset yapmaya devam ederse Türk milleti devlet yönetiminde yalnızca Başbakan Davutoğlu'nu ve Hükümeti'ni muhatap alacaktır. Cumhurbaşkanı Türk milletinin birliğini ve beraberliğini temsil eden tarihi önemde bir makamdır. Anlaşılmaktadır ki, Erdoğan hala siyaset yapmakta, tarafgirliği sürdürmede kararlıdır. Ancak, şeref ve namus üzerine edilen yemine ne olacaktır? Cumhurbaşkanı, yemini çiğnerse, hadi şereften geçtik de, namustan nasıl bahsedecektir? Cumhurbaşkanı siyasi partilerle kavga edemez. Cumhurbaşkanı 'bu makamda böyle konuşmak istemezdim' uydurmasıyla önüne gelene atıp tutamaz. Erdoğan Cumhurbaşkanı ise, devlet geleneklerine ve Anayasa'ya uymakla yükümlüdür. Yoksa beş yıl kendisi için çok zor geçecek, belki de yarı yolda tökezleyip düşecektir.

HSYK ÜYELİĞİ SEÇİMİ

HSYK'nın 10 asil, 6 yedek üyeliği için yapılan seçimde Türkiye genelinde 13 bin 770 adli, idari yargıç ve savcı oy kullanmıştır. Yüksek Seçim Kurulu geçici sonuçları açıklamıştır. Öncelikle seçilen yeni HSYK üyelerine başarılar diliyorum. Anayasal bir kurum olan HSYK'nın günlerce söz düellolarının merkezinde yer alması, planlanan ele geçirme ve çoğunluğu sağlama hesapları hepimizin gözü önünde cereyan etmiştir. Adaletin örselendiği, hukukun rafa kaldırıldığı, belgeli rüşvet ve yolsuzluk olaylarının örtüldüğü bir dönemde HSYK seçimleri elbette daha bir önem kazanmıştır. Meselenin talihsiz tarafı, HSYK seçimlerinin Hükümetle Cemaat arasında geçtiği izleniminin çok yoğun ve yaygın şekilde verilmesidir. Şunu iyi bilmek lazımdır ki, yargı hiçbir vesayetin tesir ve telkininde olmaması gereken özel ve kritik bir alandır. Hakim ve savcılarımız vicdanlarını cüzdanlara hapsetmemenin yanında, grup veya siyasi görüşün hakimiyeti altında da bulunamayacaktır. Siyasallaşan, bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybeden adalet kurumlarının, itibarı ve inandırıcılığı doğal olarak olmayacaktır. Türkiye'nin şu anda çok ciddi bir hukuk ve adalet sorunu vardır. Yargı bir ring alanı, dövüş zemini, güç yarışı ve siyasi rekabet ortamı değildir. Adaletin soluk alması, önce kural ve normların bulunmasına, sonra da bunu tavizsizce uygulayacak tertemiz vicdanlı hukuk insanlarının varlığına bağlıdır. Türkiye'nin üstesinden gelmesi gereken öncelikli mesele de bu bağlamdaki zaaf ve zayıflıklardır.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.