|
SON DAKİKA
Ayrılanlar mı kalanlar mı kazandı?
Pertevniyal şampiyon oldu
28 Şubat'ta Deniz Baykal'ın başbakanlık…
Kamalak'tan Gül'e Mektup
Geçmiş Zaman Odur ki
Sevcan Atav info@sivilhaber.com
Anımsıyorum ve hüzünleniyorum aynı zamanda...
Küçük olmama rağmen soba etrafında yapılan sohbetleri…
Gaz lambalı günlere şahit olmadım ama televizyonsuz günlerin çocuğuydum nihayetinde…
Sokakta oyun oynamakla meşgul bir çağda olsam dahi evde ki o eşsiz muhabbetleri gözümün önünde canlandırabiliyorum hala…
Akşam olur, aile oturulur, çay içilir, sohbetler edilirdi, ne güzellikti onlar öyle?
İki divan, iki sedir, ortada soba ve üstünde her daim hizmete hazır çaydanlık…
Kış akşamlarının muhteşem görüntüsüymüş onlar meğer, şu an buradan, geçmişe dönüp baktığımda hüzün basmaması garip değil mi zaten?
Bir de babamın yer yer düzenlediği sohbet seansları yok muydu ya!
Görebilirsek kendisini evde ah ne ala…
İslâm adına mücadeleler ve okunan kitapların muhasebesi…
Sonra o vakıf benim, bu dernek senin hiç durmaksızın koşturmacalar…
Hafta sonları dostlarla piknikler, denizler vs…
Gittikleri o yerlere bile hassasieylerini götüren insanlardı onlar işte...
En çok özlediğim görüntü ise, sıra sıra insanlar ve önlerin de imam, namaz kılarlarken, bizimse aralarına girip onları taklit edişimizdir...
Sahiplendikleri inanç ve değerler öyle büyükmüş işte, küçük çocukların hafızalarında büyük anılar bırakacak kadar…
Bir de akşamları özel sohbete gelen misafirlerimiz olurdu bizim…
Annemin o mis kokulu kurabiyelerine, kek ve böreklerine arkadaşlarının eline sağlık derken ki o içtenliği ve arada bize “Yapmayın çocuklar, sessiz olun, bakın muhabbet ediyoruz!” diyerekten uyarışlarını hatırlıyorum da şimdi, “keşke” diyorum, ahhh keşke o günlere geri dönebilsek…
Ve diğer odadan gelen babaların o gümbür gümbür seslerine, yaşansa da tekrar kulak verebilsek...
O zamanlar dinlemiyordum, keşke demem o yüzdem ama duyuyordum aralarından birilerinin “Bir elime güneşi, bir elime ayı verseler ben yine davamdan dönmem” diyen Hz. Muhammed’den, yol arkadaşlarından ve tabiidir ki Kur’an’dan bahsedişlerini…
Herkesin önünde bir kitap sonra…
Adeta kitabı konuşturur gibilerdi…
Ne olduysa olmuş şimdi…
Biz mi büyüdük zaman mı değişti, yüzleşmemiz zor kendimizle?
Yoksa biz mi değiştik, zaman işin bahanesiydi mi?
Kimi büyüdü, kimi yaşlandı artık…
Çoluk çocuk, torun torba derken dünün gereksiz tüketimi olarak görülen ihtiyaçlar daha bir arttı…
Yazıktır ki artıkça kayboldu içinde insanlar…
Tekasür suresine inat çoğalma yarışına girdiler neredeyse…
Ama bilsinler ama bilelim ki çoğaldıkça da yalnızlaştılar, yalnızlaştık…
Ve zaman odur ki;
“Bu akşam bize oturmaya gel iki hasbihal ederiz, bak poğaçalarda sıcak sıcak” diyerekten; samimiyet ve özlem kokan davetlerin;
“Yok gelemem bu akşam dizim var” cevaplarıyla geri çevrilmesinin hüznünü yaşatıyor bizlere...
Ve yine zaman odur ki;
"Bu hafta sonu toplanalım, gel Kuran-ı konuşturalım, ölmüş heyecanları diriltmek adına" vb... gibi özlem dolu cümlelerin, bin bir türlü sebeplerle cevapsız kalışında ki şaşkınlığımızı yaşattı...
Yazdıkça daha da hatırlıyorum ..
Birer birer aklıma geliyor kalabalık olduğumuz...
Biz çok kalabalıktık evet...
Ama şimdi?
Saf süresi; 4. Ayet-i Kerime'de;
”Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever."di ya, unuttuk mu, nedir? Bu makale 182 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
|